"Ben kafes, sen sarmaşık;
Dolan dolanabildiğin kadar!
"

27 Kasım 2017 Pazartesi

Yılan ve akrep karanlığında..




Duvardaki kanın kokusunda, 

Arabesk iplerle sarılmış tenimin çığlıkları tüm şehirlere yayılırdı 
Biri beni sevdiğinde.
 Acılı iniltici bir ruhta oyalanan bir gövde bu.
 Dokunduğunda batardı çakırdikenleri…
Kan ve çığlıkla beslenmiş ten kabullenir ancak, 
Kartondan yapılmış kalpten kuleleri olduğunu. 
Nefesin duvarlarımı yıkarken nasıl izin verebilirdim içimdeki oyuklara üflemene..
Kaçtım. Uzandım kıyılara. 
Issız kasabalardan geçtim, 
Sarkarak ağaçlardan tüylerimi bıraktım yollara… 
Kanatlarımı kırdım, kanatlarımı kırdım dişimi ne vakit sıksam, 
Yukarılar ormanlarıyla sevişirken ve her gece deniz kızları yağarken gökten.. Bilirdim ordaydın.


Ben bu dünyada ayakları kırılmış cennet dansçısıydım..

Ve sen müziği başlattın... Artık çok geç sesini kısmak için!
Bir yağmur gölgesi bıraktın sonra avuçlarıma, 
Avuçlarım kanıyordu ve ırmaklar sesinden geçmiyordu artık…
Issız bir yerde ırmakların yoksa bilincinde olamazdı, 
Yağmura düşüyordu bakışların gün batımlarında 
Ve ben kendi ellerimle bozduğum bir cennetin dansçısıydım bütün kıyılarda..
Her gece yağarken gökten, deniz kızları bilirdim oradaydın, 
Oradaydı yeni yetme sesine düşen aşk,
 Oradaydı kentin gölgeleri, 
Oradaydı çocuk ve kadın, 
Oradaydı ilk fırsatta kaçmak için kıyıya çekilmiş bir sandal...
Eski bir yüzde tapınağını arayan bir kadın yüzüydün O kenttin ışıkları içinde unutkanlığından gelen bir adamın gölgesinde, Sesinde çok beklemiş bir öfke vardı Ve tapınağın duvarlarının nasıl yıkıldığını izliyordu İki ses önce bedenimi izleyen gözlerin...


Acılı iniltici bir ruhta oyalanan bir gövde bu.

Dokunduğunda batardı çakırdikenleri..


Ruh değilim,olmadım da ancak yakıyorlardı tenimi 

Ve ancak onlardan birinde söndürmüştüm tüm yangınlarımı, 
Alnımdan geçen ateşin gölgesine sığdırdım elimde kalan her şeyi ..

Hiç yorum yok: